Tuesday, 4 January 2011
çimen türküsü
"benim de bir kavanoz kırmızı balığım var, ama onu seviyorum diye bütün dünyayı sevdiğim de söylenemez a. bir yığın saçmalık, sevecek misiniz, söze de bak. istediğiniz kadar içinizi dökün, zarardan başka bir şey çıkmaz. unutulması gereken şeyleri hatırlamak neye yarar ki? insanlar bazı şeyleri de içlerinde saklamalı. ta içinizde, derindeki kendiniz, işte sizin iyi yanınız budur. sağda solda iç yüzünü ortaya dökenden ne beklenir? yargıca bakarsanız hepimiz başımız dertte olduğu için buradaymışız. laf! bizim ne diye burada olduğumuz çok basit. bir defa, burası bizim ağacımız, ikincisi, o yok mu o, bir de o yahudi parçası, bize ait olan bir şeyi aşırmaya yelteniyorlar. üçüncüsü, sizler, hepiniz burada iseniz, burada olmak istediniz de ondan, ta içinizden gelen bir ses böyle yapmanızı istiyor.."
"..ama düş kuramayan insanlar insanlar terlemeyen insanlar gibidir, içlerinde bir yığın zehir birikir."
truman capote
Thursday, 30 December 2010
bad education
ve hep acıyla besledik aşkı
sevişmeleri kanla bitirdik cebimizde
dehşet bir zevk aldık boşalırken
nedendi, bilinmez
korkuyla sardık sevgimizi
kollarımız hep sızladı açtığımızda
ayrılmadan yaşadık terk edilişleri
peşin peşin yas tuttuk bakışırken
aşkı aceleye getirdik, ıskaladık
yürümeyi öğretirken
sevmeyi de öğretselerdi ya,
okumayı öğretirken sevişmeyi
bilirdik o zaman
aşkımızı alıp ikiye bölmeyi
sevişmeleri kanla bitirdik cebimizde
dehşet bir zevk aldık boşalırken
nedendi, bilinmez
korkuyla sardık sevgimizi
kollarımız hep sızladı açtığımızda
ayrılmadan yaşadık terk edilişleri
peşin peşin yas tuttuk bakışırken
aşkı aceleye getirdik, ıskaladık
yürümeyi öğretirken
sevmeyi de öğretselerdi ya,
okumayı öğretirken sevişmeyi
bilirdik o zaman
aşkımızı alıp ikiye bölmeyi
Wednesday, 29 December 2010
inziva
bir hallerdeyim bu ara. öyle kötü haller değil, iyi de. ne desem, nasıl desem bilmiyorum. belki kafamı toplarım diye yazıyorum buraya da.
bir sürecin başındayım, başlayacağım ama nasıl bir değişim olacak belli değil daha. hani insan hisseder ya dengelerin değiştiğini.. sanki hükümet değişiyor da bundan sonraki hükümetin nasıl olacağı hakkında bir sürü spekülasyon var. öyle bir doğu avrupa durumları..
okulun bitecek olmasının heyecanı ve stresi birbirine girmiş durumda. üzerine araştırılacak, yazılacak birkaç makaleyi de ekleyince de şu oluyor: "çok işim var.stop.hiçbir şey yapamıyorum.stop.stopladım.stop." ilgimi azıcık olsun uyandırmayan konularda ne yapacağım bilmiyorum. çok az zamanım kaldı ama henüz bir çizik bile atamadım. onun yerine facebookta oyunlar oynuyor, internetten sezon sezon diziler izliyorum. kitap dahi okumuyorum. artık okuduklarım da sorumluluk yüklüyor sırtıma. madem okuyorum, işimi görecek şeyler okusam ya diye düşünüyorum.
motivasyonumun bunca düşeceği aklıma gelmezdi, kimsenin gelmezdi herhalde. geçen yıl üst sınıftan bir kızla otobüste yaptığım konuşma geldi aklıma. şimdi aynen o kızın durumundayım. neyime bu durumda olmak onu da bilmiyorum. çift anadal yapan ben değilim, notlar tavanda olan ben değilim. şu s.kindirik bölümde ortalama bir öğrenciyim..
okul bitince ne yapacağım? yüksek lisans, doktora, akademi.. off.. kim uğraşacak bunlarla? yine gönlümce okumalar yapamayacağım. yine ilgi alanlarıma vakit kalmayacak. yine ben, ben olamayacağım.. iyisi mi diyorum, bir işe gireyim ve çalışmaya başlayayım. şöyle 1-2 yıl çalışsam, uzaklaşsam üniversiteden, sonra geri dönerim belki. belki de yaşım geçer ve dönemem. ama bir şeyden eminim: akademinin o can sıkıcı hiyerarşisi, egosu ve çarpık düzeninden uzak kalacağım için daha özgün ve daha kendim olabilirim.
ikinci sınıftayken bir hayalim vardı. hayal diyorum, çünkü plan olacak kadar gerçekçi değil. imkansız değil belki ama şartlarımı biliyorum, olası değil.. ayda 300-400 lira bir gelirim olsa basar hindistan'a giderdim. evet, evet, çok değil. 300-400 lira işimi görür. belki ilk birkaç ay 500 lira gerekir. sonra ben de incik, boncuk yapmayı öğrenip turistlere satardım. bilemedin başka bir yolunu bulurdum para kazanmanın. hiç olmadı hint fakiri olurdum.
beynimi derin, derin kemiren düşünce bu: inziva.. bir yıl kadar uzaklaşmak istiyorum bu uygar dünyadan. yeni dünyalar, yeni insanlar tanımak istiyorum. hiç kimseyi tanımadığım bir başka kültürde bir başka ozan kayra'yı bulmak istiyorum. ferrarisini satan bilge ayakları yapmıyorum, kusura bakmayın. hiç de sevmedim o kitabı. içdünyama dalıp, kimseye artistlik yapma niyetinde değilim. sadece kafamı doldurduğum bütün saçmalıkları atmak, yenilemek istiyorum. acil bir format yemeye ihtiyacım var.
şimdi gelelim yakın gelecek konusuna.. bu miskinlik halimin bitmesi gerek. sabahleyin uyandığımda kafamın üzerinde o ampul yansın artık. bir kıvılcım çaksın.. bir film geldi aklıma şimdi. adını hatırlamıyorum ama zui izlettirmişti. adam bir sabah uyanıp darmadağınık odasını topluyor, temizliyor, bir güzel kalıba oturtuyordu. buraya kadarı bana da uygun.. ama sonra, aynanın karşısında duruyor, bütün işlerini bitirmiş, ve yerler kandan kıpkırmızı.. bileklerini doğrayıp intihar ediyor.. tabi bu filmin başı. ironik bir şekilde cezalandırılıp intihar edenlere yeni bir şans verilen bir dünyaya yollanıyor.. al sana inziva!
bir sürecin başındayım, başlayacağım ama nasıl bir değişim olacak belli değil daha. hani insan hisseder ya dengelerin değiştiğini.. sanki hükümet değişiyor da bundan sonraki hükümetin nasıl olacağı hakkında bir sürü spekülasyon var. öyle bir doğu avrupa durumları..
okulun bitecek olmasının heyecanı ve stresi birbirine girmiş durumda. üzerine araştırılacak, yazılacak birkaç makaleyi de ekleyince de şu oluyor: "çok işim var.stop.hiçbir şey yapamıyorum.stop.stopladım.stop." ilgimi azıcık olsun uyandırmayan konularda ne yapacağım bilmiyorum. çok az zamanım kaldı ama henüz bir çizik bile atamadım. onun yerine facebookta oyunlar oynuyor, internetten sezon sezon diziler izliyorum. kitap dahi okumuyorum. artık okuduklarım da sorumluluk yüklüyor sırtıma. madem okuyorum, işimi görecek şeyler okusam ya diye düşünüyorum.
motivasyonumun bunca düşeceği aklıma gelmezdi, kimsenin gelmezdi herhalde. geçen yıl üst sınıftan bir kızla otobüste yaptığım konuşma geldi aklıma. şimdi aynen o kızın durumundayım. neyime bu durumda olmak onu da bilmiyorum. çift anadal yapan ben değilim, notlar tavanda olan ben değilim. şu s.kindirik bölümde ortalama bir öğrenciyim..
okul bitince ne yapacağım? yüksek lisans, doktora, akademi.. off.. kim uğraşacak bunlarla? yine gönlümce okumalar yapamayacağım. yine ilgi alanlarıma vakit kalmayacak. yine ben, ben olamayacağım.. iyisi mi diyorum, bir işe gireyim ve çalışmaya başlayayım. şöyle 1-2 yıl çalışsam, uzaklaşsam üniversiteden, sonra geri dönerim belki. belki de yaşım geçer ve dönemem. ama bir şeyden eminim: akademinin o can sıkıcı hiyerarşisi, egosu ve çarpık düzeninden uzak kalacağım için daha özgün ve daha kendim olabilirim.
ikinci sınıftayken bir hayalim vardı. hayal diyorum, çünkü plan olacak kadar gerçekçi değil. imkansız değil belki ama şartlarımı biliyorum, olası değil.. ayda 300-400 lira bir gelirim olsa basar hindistan'a giderdim. evet, evet, çok değil. 300-400 lira işimi görür. belki ilk birkaç ay 500 lira gerekir. sonra ben de incik, boncuk yapmayı öğrenip turistlere satardım. bilemedin başka bir yolunu bulurdum para kazanmanın. hiç olmadı hint fakiri olurdum.
beynimi derin, derin kemiren düşünce bu: inziva.. bir yıl kadar uzaklaşmak istiyorum bu uygar dünyadan. yeni dünyalar, yeni insanlar tanımak istiyorum. hiç kimseyi tanımadığım bir başka kültürde bir başka ozan kayra'yı bulmak istiyorum. ferrarisini satan bilge ayakları yapmıyorum, kusura bakmayın. hiç de sevmedim o kitabı. içdünyama dalıp, kimseye artistlik yapma niyetinde değilim. sadece kafamı doldurduğum bütün saçmalıkları atmak, yenilemek istiyorum. acil bir format yemeye ihtiyacım var.
şimdi gelelim yakın gelecek konusuna.. bu miskinlik halimin bitmesi gerek. sabahleyin uyandığımda kafamın üzerinde o ampul yansın artık. bir kıvılcım çaksın.. bir film geldi aklıma şimdi. adını hatırlamıyorum ama zui izlettirmişti. adam bir sabah uyanıp darmadağınık odasını topluyor, temizliyor, bir güzel kalıba oturtuyordu. buraya kadarı bana da uygun.. ama sonra, aynanın karşısında duruyor, bütün işlerini bitirmiş, ve yerler kandan kıpkırmızı.. bileklerini doğrayıp intihar ediyor.. tabi bu filmin başı. ironik bir şekilde cezalandırılıp intihar edenlere yeni bir şans verilen bir dünyaya yollanıyor.. al sana inziva!
Tuesday, 28 December 2010
periler ölürken özür diler
bir elmanın armuda dönüşebildiği yıllardı
sokakların bir kahkahayla kırılıp ağladığı yıllar
askere giden delikanlının hüznü gibiydi sevişmeler
teskere almış bir delikanlının gözleri vardı yataklarda
ters dönmüş bir tırnağın ağrısını duyardık konuşurken
susmuş bir kuş rengi o kahverengi fotoğraflarda
yarım bırakılmış bir şiirden sözederlerdi
bıçaklanmış bir komiserden sözedercesine,
-suyu kimse suçlayamazdı--
--su, çok çözümlü bir cebir sorusu-
bir kedi ansızın kendi kendini tırmalardı
periler ölürken özür diler - küçük iskender
kitabın ilk sayfasına tarih ve şehir adını not almışım: 15.aralık.2004 / istanbul. tarihe bakarsak doğum günüm için alınmış bu kitap, iki gün öncesinde, siparişle.. bu kitapla ilgili iki hikaye anlatabilirim..
ilki-
lise son sınıftaydım. edebiyat öğretmenim hülya hoca'dan bir şiir kitabı almış okuyordum. "hayatımda görmedim böyle bir şey!" heyecanlı ve şaşkındım. evet küçük iskender'in okuduğum ilk şiir kitabı bu. belki bu kitaptan sonraydı ilk 'uçuk' şiirimi yazmam: 'ruh sevişmesi' mustafa hoca'ya okuttuğumda gülüp 'uğur, başına ne gelecekse dilinden gelecek senin..' demişti. sık sık hatırlarım bu uyarı yüklü cümleyi..
ikinci-
sonra doğum günümde ablama kitap siparişi vermiştim. kitapçıdayken ablam telefon edip şöyle sordu: "ozan, emin misin bu kitabı istediğine?" "evet, abla.." "bu ne biçim kitap? ilk sayfasındaki şiirde yazana bak: 'uçan kuşun/erkeklik organını almışım ağzıma havada'" evet, ablam çok garipsemişti. ben de ne diyeceğimi bilememiştim. şimdi o ablam, tam şu anda doğmamış, 6 aylık bebeğini kaybediyor hastanede. böyle de bir metafor olacakmış kitabın adı 6 yıl sonra..
beenmaya'dan paslanmış bir mimdi bu yazı. bu sefer diyorum, yılın son mimi. kurallı mim. bundan sonrasını aynen aktarıyorum 'kırmızı gün/lük'ten:
sokakların bir kahkahayla kırılıp ağladığı yıllar
askere giden delikanlının hüznü gibiydi sevişmeler
teskere almış bir delikanlının gözleri vardı yataklarda
ters dönmüş bir tırnağın ağrısını duyardık konuşurken
susmuş bir kuş rengi o kahverengi fotoğraflarda
yarım bırakılmış bir şiirden sözederlerdi
bıçaklanmış bir komiserden sözedercesine,
-suyu kimse suçlayamazdı--
--su, çok çözümlü bir cebir sorusu-
bir kedi ansızın kendi kendini tırmalardı
periler ölürken özür diler - küçük iskender
kitabın ilk sayfasına tarih ve şehir adını not almışım: 15.aralık.2004 / istanbul. tarihe bakarsak doğum günüm için alınmış bu kitap, iki gün öncesinde, siparişle.. bu kitapla ilgili iki hikaye anlatabilirim..
ilki-
lise son sınıftaydım. edebiyat öğretmenim hülya hoca'dan bir şiir kitabı almış okuyordum. "hayatımda görmedim böyle bir şey!" heyecanlı ve şaşkındım. evet küçük iskender'in okuduğum ilk şiir kitabı bu. belki bu kitaptan sonraydı ilk 'uçuk' şiirimi yazmam: 'ruh sevişmesi' mustafa hoca'ya okuttuğumda gülüp 'uğur, başına ne gelecekse dilinden gelecek senin..' demişti. sık sık hatırlarım bu uyarı yüklü cümleyi..
ikinci-
sonra doğum günümde ablama kitap siparişi vermiştim. kitapçıdayken ablam telefon edip şöyle sordu: "ozan, emin misin bu kitabı istediğine?" "evet, abla.." "bu ne biçim kitap? ilk sayfasındaki şiirde yazana bak: 'uçan kuşun/erkeklik organını almışım ağzıma havada'" evet, ablam çok garipsemişti. ben de ne diyeceğimi bilememiştim. şimdi o ablam, tam şu anda doğmamış, 6 aylık bebeğini kaybediyor hastanede. böyle de bir metafor olacakmış kitabın adı 6 yıl sonra..
beenmaya'dan paslanmış bir mimdi bu yazı. bu sefer diyorum, yılın son mimi. kurallı mim. bundan sonrasını aynen aktarıyorum 'kırmızı gün/lük'ten:
Kitaplığınızın karşına geçin. Gözlerinizi kapatın. Derin bir nefes alın. Elinizi kitapların üzerinde gezdirin ve birini seçin. Şimdi gözlerinizi açın. Bir kitap seçmiş durumdasınız. O kitabı satın aldığınız ya da hediye gelmiş de olabilir, anı hatırlamaya çalışın. İlk kez okuduğunuzda neler düşünmüştünüz, hatırlayın. Şimdi sayfaları şöyle hızlıca bir dolanın ki, kitabın kokusu burnunuza gelsin. Evet, ne güzel bir koku bu! 55. sayfayı bulun. Sayfayı tekrar okuyun. Sayfadan bir paragraf seçin ve mim konusu olarak bunu blogunuza yazın. Daha sonra siz de arkadaşlarınızdan üç tanesine cevaplaması için gönderin.
*Mimlenenler mimi cevaplamak zorundadırlar, mim bozulamaz.
*Mimlenenler mimi cevaplamak zorundadırlar, mim bozulamaz.
*Mimin bozulması teklif dahi edilemez.
*Mim yalnızca 3 kişiye gönderilebilir.
*Karşılıklı mimlemeler yasaktır.
*Mim, her bir blog için sadece bir kez cevaplanabilir.
*Mim kurallarının ilk 6 maddesi değiştirilemez.
*Mim yalnızca 3 kişiye gönderilebilir.
*Karşılıklı mimlemeler yasaktır.
*Mim, her bir blog için sadece bir kez cevaplanabilir.
*Mim kurallarının ilk 6 maddesi değiştirilemez.
şimdi mimi paslamaya geldi:
ps: bu sefer son olduğunu umuyorum karga ana.. =)
Sunday, 26 December 2010
2010 yılı şeysi
blogu ilk açtığımda -yaklaşık 3 yıl öncesine tekabul eder- şiirlerimi koyarım diye düşünmüştüm. şimdi bakıyorum da artık mimlerimi koyabiliyorum ancak.. =) 'yine, yeni ve yeniden' cinsinden bir mim daha aldım: 2010 yılı şeysi..
bu mimde blog yazarlarından cevaplamaları istenen çeşitli sorular var. soruları bu mimi bana paslayan müge'nin içinden çağlayanlarda görebilirsiniz. cevapları da var orada..
ilk soruyu yazdım az önce(evet, sildim sonra): '2010 yılında mutlu olduğunuz şey nedir?' düşündüm, düşündüm, bulamadım. "ulan, hiç mi mutlu olmadım yani koca yıl!" diye kızdım sonra. mimi ilk okurken aklıma geleni hatırladım: geçmiş geçmiştir zaten, raporlamaya ne gerek var. güldüm geçti, ağladım geçti..
sonra müge'nin hatırı kalmasın diye böyle bir cevap yazmak istedim. hani pasladı ya. gol olmadı ama direkten döndü diyelim. (futboldan çok anlarmış gibi konuştuğuma bakma. takım bile tutmam.) 2010 yılıyla ilgili söyleyebileceklerim şunlardır heralde:
çok mutlu anlarım oldu, çok büyük hüsranlar yaşamadım bu sefer.
çok güzel insanlar tanıdım, çok sevdiklerim çıktı/çıkarıldı hayatımdan.
büyüdüm, yaşlandım, daha çok büyüdüm ama.
(kuyruk) acılarımla baş etmeyi öğrendim, üstüne alt ettim bir de.
yeni tecrübeler edindim, bazı konularda yerimde saydım.
bu yıl içime sinen bir şiir yazmadım diye hatırlıyorum ya da başımı döndüren bir kitap okumadım.
anarşizmi öğrenmeye başladım, öğreniyorum da. en keyifli ideoloji anarşizm. seviyorum, ama anarşist değilim daha.
okuldan soğdukça soğuyorum. artık bitsin şu işkence.
parasızdım, yine parasızım. ah ulan öğrencilik.. =)
kendimi kontrol etmeyi öğrendim epeyce. artık ota b.ka patlamıyorum, susmayı da biliyorum.
şu an için aklıma gelenler bunlar.
güzel bir yılı ardınızda bırakmış olmanız ve güzel bir yıla girmeniz dileğiyle..
not: 2011'den umutluyum abi..
bu mimde blog yazarlarından cevaplamaları istenen çeşitli sorular var. soruları bu mimi bana paslayan müge'nin içinden çağlayanlarda görebilirsiniz. cevapları da var orada..
ilk soruyu yazdım az önce(evet, sildim sonra): '2010 yılında mutlu olduğunuz şey nedir?' düşündüm, düşündüm, bulamadım. "ulan, hiç mi mutlu olmadım yani koca yıl!" diye kızdım sonra. mimi ilk okurken aklıma geleni hatırladım: geçmiş geçmiştir zaten, raporlamaya ne gerek var. güldüm geçti, ağladım geçti..
sonra müge'nin hatırı kalmasın diye böyle bir cevap yazmak istedim. hani pasladı ya. gol olmadı ama direkten döndü diyelim. (futboldan çok anlarmış gibi konuştuğuma bakma. takım bile tutmam.) 2010 yılıyla ilgili söyleyebileceklerim şunlardır heralde:
çok mutlu anlarım oldu, çok büyük hüsranlar yaşamadım bu sefer.
çok güzel insanlar tanıdım, çok sevdiklerim çıktı/çıkarıldı hayatımdan.
büyüdüm, yaşlandım, daha çok büyüdüm ama.
(kuyruk) acılarımla baş etmeyi öğrendim, üstüne alt ettim bir de.
yeni tecrübeler edindim, bazı konularda yerimde saydım.
bu yıl içime sinen bir şiir yazmadım diye hatırlıyorum ya da başımı döndüren bir kitap okumadım.
anarşizmi öğrenmeye başladım, öğreniyorum da. en keyifli ideoloji anarşizm. seviyorum, ama anarşist değilim daha.
okuldan soğdukça soğuyorum. artık bitsin şu işkence.
parasızdım, yine parasızım. ah ulan öğrencilik.. =)
kendimi kontrol etmeyi öğrendim epeyce. artık ota b.ka patlamıyorum, susmayı da biliyorum.
şu an için aklıma gelenler bunlar.
güzel bir yılı ardınızda bırakmış olmanız ve güzel bir yıla girmeniz dileğiyle..
not: 2011'den umutluyum abi..
Subscribe to:
Posts (Atom)