Wednesday, 2 May 2012

"isyan! devrim! anarşi!"


"isyan! devrim! anarşi!"

böyle inledi caddeler. yıkılan vitrinler, dökülen camlar hepbir ağızdan aynı türküyü söyledi:

"isyan! devrim! anarşi!"

sonra dağıldı herkes. evli evine, köylü köyüne misali. gazeteler, televizyonlar 'maskeli bir grup' olarak andılar. sözlük yazarları en hafif ifadeyle 'vandal' dediler. dillerinde aynı slogan vardı. akıllarından ne geçiyordu, bilmiyoruz. ama duyuyoruz:

"isyan! devrim! anarşi!"

liseli çocuklarmış onlar, asi ergenlermiş. sonra ne bileyim; vitrinini, camını indirdikleri burgercilerde yemek yer; sigorta şirketlerine arabalarını sigortalatırlarmış. öyle diyor sözlük yazarları. ekşisözlük uyuyor. anarşistler dogrudan eylemlerine her yerde devam ediyor. yumruklarını sıka sıka:

"isyan! devrim! anarşi!"

bayram gününde yapılmazmış öyle andavallıklar. bakın siz hele laflara. ne zaman direnişin günü olmaktan bayram olmaya mutasyon geçirdi 1 mayıs? ağızlarına bal çalınan bu güzel insanlar körebe oynamayı ne zaman bırakacaklar acaba? karanlıklarına ne zaman isyan edip aydınlığın devrimini yapacaklar hayatlarında? devrimci bir insan olmadığımı çevremdekiler bilirler bilmesine ama devrim yapılacaksa da böyle yapılır diyorum.

Sunday, 8 April 2012

Mardin'de Jübile

Şu an Mardin'deyim.. Mardin.. Heyecan, keşfetme ve merakla andığım bir şehir.. Güneydoğu'ya ne zaman gelsem bu hislerle dolup taşıyorum. Diyarbakır(Amed) çalışması sürerken de benzer duygular yaşamıştım. Bambaşka diyarlar buralar. Tek söylenecek söz bu olmalı. Modernlikle boğulmuş sözde kozmopolit şehirlerimizden çok farklı ve gerçek bir kozmopolitliğe aşina. Ortak dil (Türkçe) konuşulduğunda henüz anlayamadığım bir ağız kullanılıyor. Kürtçe deseniz hiç duymadığım bir ağızla. Arapça mı desem, Süryanice mi yoksa.. Beş gün içinde keşfedilmeyi bekleyen böyle bir şehir var önümde.. Not: Evet, Süryani şarabı enfes..

Saturday, 7 April 2012

Görüş

Sana güzel şeyler söylemeye geldim.. Yeşillenen dağlardan, çalayan derelerden, parlayan güneşten bahsetmeye.. Dağlarda yaşayan insanlar, ovalara kurulan şehirler ve denizden gelen serin hava.. Anadalu'nun dört bucağını gören gözlerle geldim..

Tuesday, 31 January 2012

düğüm

son deminde soluğu kesilen bir amatörün in-
tiharına sahne oluyor sokaklara dökülen neş'e
cinnetin serin sularına kanıyor deliler, denizler
dolusu intihar kokuyor sesinden ürken geceler
bütün imgeleriyle doldurdum ağzımı korkunun
kadınlar dökülüyor gözümden dinmeden, durmadan
şairler, ressamlar ve heykeltraşlar dokunuyor
kalbimin eksik parçasına, 'al beni de!' diye
çığlıklar kopuyor süregelen ölümlere içimden

bütün ölümlerin ötesinde kaldı onlar
hiçlikle kesiştikleri dar noktaya methiyeler
dizdiler ömürlerinden nefes çalıp
balzehir, hayat dolusu zehir damlamakta
çıktığım bu evden, sessizlik evi, suskunluk evi
pervasızca savrulan küfürlere takılıyor aklım
anlamın eril tasvirinde silikleşiyor mantık
dehlizler, dehlizlerde koşuyor o çılgınlar
ışık yok, bir kaçış arıyorlar heyhat

'ey, yüzleri 
               bir babakuş gölgesine 
                                   çakılmış olanlar, 
üzgün adım, ileri marş!'*










*nilgün marmara - kan atlası

Saturday, 21 January 2012

güncelleme

zamancıklar zamanı kovalarken
yine geliyordum bu yolları
siz yoktunuz ya da vardınız dostlarım
peşi sıra geçiyordum odaları

teoman şarkıları gibiydim
oteller, yollar, yalnızlıklar
harbiden yalnızdım ama
bir zamanlar

bakınız, açılan yelkenlere
fethedilen denizlere
aşınan pabuçlarım
yeni bir şarkı söylüyor

büyük değişimlere gebe
bıraktığınız o velet şimdiye
üşümüyor yalnızlıktan ve de
göçecek o eve

(son kıta sakızlardan çıkan fallara benzedi sanırım =) )