Tuesday, 5 October 2010

beni benden koruyun, memur bey!

dün gece saat 1 gibi arkadaşımdan çıkmış eve dönüyordum. yürüyeceğim mesafe 10 dakikaydı. henüz 3 dakika yrümüştüm ki yolun kenarında, arkamdan gelen bir ışık gördüm ve arkama baktım. sonra o ışık yaklaştıkça yavaşladı. evet, bu oydu. kaçınılmaz olan gelmişti çok da gerekliymiş gibi.. POLİS..



durdum. yaklaştım.

"nereye gidiyorsun?"

"efendim?"

"nereye gidiyorsun?"

eğilere.. "anlamadım.."

"nereye gidiyorsun?"

"eve gidiyorum."

"evin nerde?"

"ilerde!" hangi mahallede olduğunu falan da sordu iyi eğitilmiş sokak bekçimiz.

" arkadaşımdan çıktım, evime gidiyorum. garip olan ne anlamadım."

"biraz geç değil mi? ne iş yapıyorsun?"

"öğrenciyim. bunun vakti mi var?"

"çantanda ne var? laptop mı var?"



"efendim?"

"çantanda laptop mı var?"

"ne? anlamadım?"

"çantanda laptop mı var?"

"hayır.."

"ne var?"

"e kitap falan var.." artık gerilmeye başlamışımdır.. benim bu halimi gören polis memuru kendince samimi konuşmaktadır. hala kimliğimi sormamış, kasabanın şerifini oynamaktadır. "yani evime gidiyorum. arkadaşımdaydım. durduruyorsunuz. garip değil mi bu? yolda yürüyorum işte.."

"ama şürheli görünüyorsun.."

"arkamdan gelen arabaya baktım. bu mu şüpheli gösterdi?"

"yok, onla alakası yok. şüpheli görünüyorsun.. işimiz bu. şüphelenip durduracağız.."

"e siz herkesten şüpheleniyorsunuz. olmaz ki böyle.."

"güvenliği sağlamak için yapıyoruz bunu. korumak için.."

"vatandaşı da vatandaştan korumayın ama.."

gerginlik, heyecan ve korkuyla karışarak bu son cümleleri söyledim uzaklaşan aracın camından benimle konuşan polise. kafam dağılmış, gerilmiştim. son 3-4 haftada 2. kez gece yolda bir polis aracı tarafından durduruluyorum. bu kadar şüphe uyandırmamın sebebini bilmiyorum ama pısıp uslu ve ezik vatandaşı oynamak istemiyorum. maalesef ki bu konuda yapabileceğim pek bir şey yok de yok. kime şikayet edeceğim? ne diye şikayet edeceğim? etsem, ettiğim merci gülmek için kaba etini mi kullanır?

Sunday, 3 October 2010

olasılık sanrısı'ndan

saçlarına karışan minik cin yavruları
sırlar oynardı gece bahçelerinde

Thursday, 2 September 2010

zamanı toplasan 'bir' etmez
varla yok arası bir uçurum
dökülen tozlara karışan yaprak
kökleri görünen bir ağaçtır
uzanıp da tanrıyı dürten ince dal

ayağıma dolanan sarmaşık
imkanını zorlayan ahmaklık aşk
ok ve yay değil bu
gidenle kalanın hikayesi anlatılan

öyle bir laf et ki
tutulsun duyan

03/09/10
1:45

Wednesday, 1 September 2010

ellerim


ellerim çaresizliğin yuvası
sığınır lanet olası uzuvlar
birbirine yalnızlık buzulunda
kaypaklığın nice çelimsiz ağında
kıskanır dalgaların
sevişgen dokunmasını kıyıya
düşer öylece iki uzağa
sessiz ellerim ketum
kesilse kan ter içinde
yine yumulur tek başına


24-25/08/2009 – 24/12/09