güzel bir pazar günü. surların içinde, eski şehri keşfe çıkalım. labirent sokaklarında kaybolalım samatya'nın, cankurtaran'ın. banliyö treninin rayları şehrin unutulmuş tarihine kaysın. ahşap evleri, ermeni kiliselerini, kiliseden vurgun camileri görelim. ağzımız öyle bir açık, apaçık kalsın. sonra başımızı önümüze eğip iç geçirelim. yüzümüz kızarsın.
bu eşsiz şehre neler yaptık diye düşünelim toplum bilinciyle. yol kenarlarında öbekler halinde ortalığı dumana boğan oyverenler gibi değil de, hani insan gibi bir durup düşünelim. ne ateşlere, ne nefretlere direndi bu şehir. 600 yıllık türk zulmüne mağruz bıraktık şehri. sulu manastır'ın suyu kurudu, biz hala kiliseleri camiye çevirdik. tepesine minareyi dikince medrese bile olurdu. o güzelim evleri yaktık, kırdık. hem çaldık, hem yaktık.
elin ahlaksızistan'ında olsak buralar parlardı diye eziklenelim gizlice. bunu sesli söylersek iyice ezikliyorlar bizi. 'uğruna dökülen onca kan'la boyamışız meğer duvarları. savaştık ya, bitti. milliyetçisi de bir boka yaramıyor bu vatanın, komünisti de. liberali parselliyor da satıyor zaten. belki de böylesi iyi. ancak israillisi, amerikalısı, ingilizi, fransızı biliyor kıymetini böyle şehirlerin. biz türkler bir at üstünden indik, öbür ata bindik. hatta bir laf vardır bizim oralarda:
"at bokunun üstünden aldık, it bokunun üstüne koyduk."
not: cumhuriyet dönemi istanbul'unun fotoğraflarına bakmak isterseniz buyurunuz..
Sunday, 6 May 2012
Saturday, 5 May 2012
onun dışında havalar güzel
büyüdün mü sonunda küçük adam?
günlerdir kafamın içinde yankılana yankılana dağılan bir düşünce var. beni nereye götüreceğini kestiremediğim bir düşünce. azıcık ayağım kaysa, dengemi kaybetsem sonum olacak sanki. o yüzden durup bekliyorum öyle. hafif hafif debelenmelerle. o basit düşünce, o beylik mi beylik cümle.. dur, gülme..
hayat çok zor!
hayatımda hiçbir şey, hiçbir zaman tam yolunda gitmiyor nedense. her ne kadar alışmış olsam da bu duruma, insan "bi dur bakalım.." deyiveriyor. ilk kez aşk hayatım yolunda, ne güzel. fazlasıyla yolunda hem de. öyle kelebekli, çiçekli, böcekli de değil üstelik. ayaklar yerde, sağlam. ancak ve maalesef parayla aramız bir türlü düzelemedi. çalıştığım proje bitince kaldım dımdızlak. sevdiceğimin de işle ilgili problemleri var. oldu mu sana bulaşıcı züğürtlük. =)
mezuniyetten sonra bir boşluktur, bunalımdır, kaygıdır yaşamadım. hemencecik işim de oldu, gücüm de. zamansız yaşadığım birçok durum gibi, bu arada kalmışlığı da şimdi şimdi yaşamaya başladım. ben kimin? neredeyim? nereye gidiyorum? ne olacak acaba? aman da aman. çok sıkıcı mevzular. bir yol çizmek gerek artık. yaş geçiyor yoksa. 5 yıllık kalkınma planı yapsam, oturup ona göre çalışacak dermanım da yok.
onun dışında havalar güzel.
Wednesday, 2 May 2012
"isyan! devrim! anarşi!"
"isyan! devrim! anarşi!"
böyle inledi caddeler. yıkılan vitrinler, dökülen camlar hepbir ağızdan aynı türküyü söyledi:
"isyan! devrim! anarşi!"
sonra dağıldı herkes. evli evine, köylü köyüne misali. gazeteler, televizyonlar 'maskeli bir grup' olarak andılar. sözlük yazarları en hafif ifadeyle 'vandal' dediler. dillerinde aynı slogan vardı. akıllarından ne geçiyordu, bilmiyoruz. ama duyuyoruz:
"isyan! devrim! anarşi!"
liseli çocuklarmış onlar, asi ergenlermiş. sonra ne bileyim; vitrinini, camını indirdikleri burgercilerde yemek yer; sigorta şirketlerine arabalarını sigortalatırlarmış. öyle diyor sözlük yazarları. ekşisözlük uyuyor. anarşistler dogrudan eylemlerine her yerde devam ediyor. yumruklarını sıka sıka:
"isyan! devrim! anarşi!"
bayram gününde yapılmazmış öyle andavallıklar. bakın siz hele laflara. ne zaman direnişin günü olmaktan bayram olmaya mutasyon geçirdi 1 mayıs? ağızlarına bal çalınan bu güzel insanlar körebe oynamayı ne zaman bırakacaklar acaba? karanlıklarına ne zaman isyan edip aydınlığın devrimini yapacaklar hayatlarında? devrimci bir insan olmadığımı çevremdekiler bilirler bilmesine ama devrim yapılacaksa da böyle yapılır diyorum.
Sunday, 8 April 2012
Mardin'de Jübile
Şu an Mardin'deyim.. Mardin.. Heyecan, keşfetme ve merakla andığım bir şehir.. Güneydoğu'ya ne zaman gelsem bu hislerle dolup taşıyorum. Diyarbakır(Amed) çalışması sürerken de benzer duygular yaşamıştım. Bambaşka diyarlar buralar. Tek söylenecek söz bu olmalı. Modernlikle boğulmuş sözde kozmopolit şehirlerimizden çok farklı ve gerçek bir kozmopolitliğe aşina. Ortak dil (Türkçe) konuşulduğunda henüz anlayamadığım bir ağız kullanılıyor. Kürtçe deseniz hiç duymadığım bir ağızla. Arapça mı desem, Süryanice mi yoksa..
Beş gün içinde keşfedilmeyi bekleyen böyle bir şehir var önümde..
Not: Evet, Süryani şarabı enfes..
Saturday, 7 April 2012
Görüş
Sana güzel şeyler söylemeye geldim..
Yeşillenen dağlardan, çalayan derelerden, parlayan güneşten bahsetmeye..
Dağlarda yaşayan insanlar, ovalara kurulan şehirler ve denizden gelen serin hava..
Anadalu'nun dört bucağını gören gözlerle geldim..
Subscribe to:
Posts (Atom)