Sunday, 8 April 2012

Mardin'de Jübile

Şu an Mardin'deyim.. Mardin.. Heyecan, keşfetme ve merakla andığım bir şehir.. Güneydoğu'ya ne zaman gelsem bu hislerle dolup taşıyorum. Diyarbakır(Amed) çalışması sürerken de benzer duygular yaşamıştım. Bambaşka diyarlar buralar. Tek söylenecek söz bu olmalı. Modernlikle boğulmuş sözde kozmopolit şehirlerimizden çok farklı ve gerçek bir kozmopolitliğe aşina. Ortak dil (Türkçe) konuşulduğunda henüz anlayamadığım bir ağız kullanılıyor. Kürtçe deseniz hiç duymadığım bir ağızla. Arapça mı desem, Süryanice mi yoksa.. Beş gün içinde keşfedilmeyi bekleyen böyle bir şehir var önümde.. Not: Evet, Süryani şarabı enfes..

Saturday, 7 April 2012

Görüş

Sana güzel şeyler söylemeye geldim.. Yeşillenen dağlardan, çalayan derelerden, parlayan güneşten bahsetmeye.. Dağlarda yaşayan insanlar, ovalara kurulan şehirler ve denizden gelen serin hava.. Anadalu'nun dört bucağını gören gözlerle geldim..

Tuesday, 31 January 2012

düğüm

son deminde soluğu kesilen bir amatörün in-
tiharına sahne oluyor sokaklara dökülen neş'e
cinnetin serin sularına kanıyor deliler, denizler
dolusu intihar kokuyor sesinden ürken geceler
bütün imgeleriyle doldurdum ağzımı korkunun
kadınlar dökülüyor gözümden dinmeden, durmadan
şairler, ressamlar ve heykeltraşlar dokunuyor
kalbimin eksik parçasına, 'al beni de!' diye
çığlıklar kopuyor süregelen ölümlere içimden

bütün ölümlerin ötesinde kaldı onlar
hiçlikle kesiştikleri dar noktaya methiyeler
dizdiler ömürlerinden nefes çalıp
balzehir, hayat dolusu zehir damlamakta
çıktığım bu evden, sessizlik evi, suskunluk evi
pervasızca savrulan küfürlere takılıyor aklım
anlamın eril tasvirinde silikleşiyor mantık
dehlizler, dehlizlerde koşuyor o çılgınlar
ışık yok, bir kaçış arıyorlar heyhat

'ey, yüzleri 
               bir babakuş gölgesine 
                                   çakılmış olanlar, 
üzgün adım, ileri marş!'*










*nilgün marmara - kan atlası

Saturday, 21 January 2012

güncelleme

zamancıklar zamanı kovalarken
yine geliyordum bu yolları
siz yoktunuz ya da vardınız dostlarım
peşi sıra geçiyordum odaları

teoman şarkıları gibiydim
oteller, yollar, yalnızlıklar
harbiden yalnızdım ama
bir zamanlar

bakınız, açılan yelkenlere
fethedilen denizlere
aşınan pabuçlarım
yeni bir şarkı söylüyor

büyük değişimlere gebe
bıraktığınız o velet şimdiye
üşümüyor yalnızlıktan ve de
göçecek o eve

(son kıta sakızlardan çıkan fallara benzedi sanırım =) )

Friday, 20 January 2012

19 ocak'ta

bu sefer tepki vermeyeyim diyordum ama tutamadım kendimi yine..

hrant dink cinayetini 'bir ermeni öldürüldü de ortalık ayağa kaldırıldı' şeklinde yorumlayan tüm arkadaşlarıma sesleniyorum!

hrant dink hem gazeteci kimliğiyle, hem de ermeni kimliğiyle kısa cumhuriyet tarihimizdeki bir çok katliamın sembolü olmuştur. 90'larda sıkça gerçekleşen gazeteci ölümleri ve ermeni ve kürtlere yapılan zulümler tek bir sembolde birleştirilirse, bu hrant dink olur.

hrant dink davasında taraf devlet ve halktır. ne -sadece- silahlı bir örgütten bahsediyoruz burada, ne de tarafı olmadığımız katliamlardan. devlet en azılı şekilde bir silahlı örgüt olarak haklarımıza ve özgürlüklerimize tecavüz etmektedir. bu davayı azeri katliamı ya da türk-kürt savaşının şehitleriyle kıyaslamak teknik açıdan mantıksızlıktır.

'ermeni' adını duyunca tiksinmeyi bırakıp, tek bir kalemde sesimizi güçlendirmek için hala geç kalmış sayılmayız.

insanız, insanlığımızı korumak için her devlete ve millete karşı dimdik durdukça da insan olarak kalacağız.

saygılarımla..