Wednesday, 9 December 2009

muah!

blogum,

seni ihmal ettim son zamanlarda. etmeye de devam edeceğimi bildirmekten kıvanç duymadığımı söylemek zorundayım.

son zamanlarda biteviye bir koşturma içerisindeyim. umuyorum ki haftaya bitecek bu da. dinecek en azından. umuyorum tabi. ablamın düğünü kocaman bir dönem kapladı resmen, ve yeni ve daha kocaman bir dönemin başlangıcı oldu. artık annem, babam ve benden oluşan bir eviz, haneyiz, aileyiz. evi de taşıdık geçen hafta, artık daha geniş bir odam var. pencere(leri)mden ışık bile giriyor odama. düğünden sonra araya bir vize haftası da sığdırdım. üstüne hasta olup iki gün ateşler içinde sayıkladım bile: anne, anne, 'karoshi', 'pandora'.. hem güldüm hem de hayatımda anne rolünde olan kadınları ekledim kendi annemin yanına. ilginç bir tecrübeydi. ateşli hastalığın yan etkileri..

evi taşıdıktan sonra fiziksel olarak zorlanmaya başladım. günde 3-4 saat uyku yetmiyormuş, metrobüste de uyuyormuş insan. sonra derste uyumamak için kasıyormuş. akşam vakti de uykuyu kaçırıp ayılıyormuş. ama yok artık, bugün güzel güzel uyku bekler beni. ev keyfi, dinlence vb. de keser beni. ayrıca yeni evde internet yok, kaçak da bağlanamıyorum bu sefer. en iyi ihtimalle 2-3 ay daha olmaz. hem internetsiz bir hayat istiyorum (ya da en aza indirmek) hem de maddi zorluklar, kısıtlamalar bağlıyor elimi kolumu.

evi de taşıdık. bitmedi benim curcunalı, aksiyonlu sıkıcı hayatım. bugün için bir sunum hazırladım, hayatımda hazırladığım en dandik sunumlardan birisi oldu. gelecek hafta için de bir başka sunumum var ki doğumgünümde sunum yapmak sınıf arkadaşlarıma içimden küfretmeme sebep olacak. işte bu sunumdan da sonra ne olacak bilmiyorum. şüphem yok ki bir iş çıkar.

çıkmadı mı? ben bulurum bir bela, bir uğraş, bir meşgale. bulamasam da kafa dinler, içime döner, derde-tasaya veririm kendimi, yine. zaten yalnızım diye hayıflanmakla tüketiyorum ömrümü. kimseyi anlamadığım gibi kendimi de anlamıyorum aslında. ne de olsa ben de bir kimseyim. yalnız kalmak için elimden geleni yapıyorum sanırım. diğer taraftan da (on the other hand gibi) birisi -hadi olmadı, birileri- olsun istiyorum hayatımda. e olmuyor.. o zaman iş bulayım; hem para kazanırım hem aklımı meşgul etmiş olurum diyorum. o da yok. işi kim kaybetmiş ben bulayım. iki ucu yoklu değnek dedikleri böyle bir meret.

farkındaysanız bol eylem yüklü bir yazı oldu bu. içim yok benim. içimi içime attım. artık günde 5, bilemedin 10 dakika ah, vah, öff, çok yalnızım, param da yok.. benzeri veryansınlar ediyorum. sonra başımı metrobüsün camına dayayıp rüyalar görüyorum. bu da iyi. bu da güzel. geçiş döneminde bu kadar düşünmenin kime faydası varmış. (bu geçiş dönemi de tam tantana.. nerden, nereye geçiş bu? bi de geçebilsem gam yemeyeceğim. geç geç bitmiyor zırtapoz. ne geçilmez geçişim varmış..)

ah gözünü sevdiğimin bilinç akışı. bak ne güzel döktüm içimi de rahatladım. psikolog falan hak getire. suratına bakıyor, sonra dalıyor kendi kafasına, konuşmanın bittiğini farkedip uyanınca 'hayat zor tabi..' diye başlayan alakasız cümleler kuruyor. bir de bilimsel. hadi canım sen de yani. sensin bilimsel. bilime o kadar alet olacak bir varlık olsam -ki dikkatini çekerim alet değilim en başta- bu kadar karın ağrısı çekmezdim zilyon yıl.

velhasıl kelam bu istanbul köyünde hava karardı iyiden iyiye. yolum da uzun. ufaktan naşlayayım ben efendim. kalın sağlıcakla.ellerinizden, gözlerinizden, yanaklarınızdan, dudaklarınızdan, gıdınızdan, bilimum güzel olan her noktanızdan öper selam ederim.

muah!

5 comments:

sidik yarıştıran kaplumbağa said...

bitmeyen sunumlar, sıkıcı metrobüs yolculukları ve para.. ne kadar yakın olduğum şeyler..

Ozan Kayra said...

bir de geç kalınan, arası kaçırılan dersler var tabi..

beenmaya said...

ev boşaldı demek o halde bende size taşınayım madem :)))

sendtoemre said...

düzen kurulmuştur herhalde artık, bi aydan fazla süre geçmiş taşındıktan sonra.

maddi kısıntılar cidden zorluyor insanı ya, hele bu yaşta insan parasının çok olmasını o kadar istiyor ki. yapacak başka çok şey varken, hep cebindeki paranın hesabını yapmak feci sıkıcı :/

okula gidip gelmek için toplu taşıma çekmek zorunda değilim iyi ki de, 5 dakika yürüyüş mesafesinde olunca yurdum, kolay oluyor (:

şu metrobüs denen meret de ne kadar işledi istanbullunun hayatına, herşeyde lafı geçiyor, ben daha hiç binmedim o ayrı. aslında binmek zorunda da kalmam umarım (:

ha bu arada, bilim ii bişidir, laf atma ona.

Ozan Kayra said...

oturuyor sanırım yavaş yavaş yerine. arada yolumdan ufak tefek sapmalar yaşasam da.. gerçi olur o kadar =)

bu yıl yol çok daha fazla yordu gerçekten. bakalım, bitecek.. birbuçuk yıl..

bilime lafım yok, bilim gibi oldukça! =p